 |

KARL MARX
KAPİTAL
Kapitalist Üretimin Eleştirel Bir Tahlili
Birinci Cilt: Sermayenin Üretim
Süreci
KARL MARX
ALMANCA BİRİNCİ BASKIYA
ÖNSÖZ
ŞİMDİ birinci cildini
kamuoyuna sunduğum yapıt, 1859'da yayınlanan Ekonomi Politiğin
Eleştirisine Katkı adlı yapıtımın devamını oluşturur. Birinci kısım ile
onun devamı arasındaki uzun aralık, çalışmamı tekrar tekrar kesen, uzun
yıllar süren bir hastalıktan ötürüdür.
Daha önceki yapıtın içeriği,
bu cildin ilk üç bölümünde özetlenmiştir. Bu, yalnızca, aradaki ilişki ve
bütünlük yönünden yapılmamıştır. Konunun sunuluşu da geliştirilmiştir.
Daha önceki kitapta yalnızca dokunulup geçilen birçok nokta, koşulların
elverdiği ölçüde, burada, daha tam olarak işlenmişken; öte yandan, orada
ayrıntılı olarak ele alınan noktalara bu ciltte yalnızca değinilmiştir.
Nitekim, değer ve para teorileri tarihi üzerine olan bölümler, tamamen
dışarda bırakılmıştır. Bununla birlikte, daha önceki yapıtın okuru,
birinci bölümün dipnotlarında, bu teorilerin tarihi ile ilgili ek başvuru
kaynakları bulacaktır.
Her başlangıcın güçlüğü,
bütün bilimler için geçerlidir. Bu yüzden, birinci bölümün, özellikle de
metaın tahlilini kapsayan kesimin anlaşılması, daha zor olacaktır.
Özellikle değerin özü ve değerin büyüklüğünün tahlili ile ilgili yerleri,
elden geldiğince herkesin anlayabileceği gibi yazdım. Tam gelişmiş hali
para-biçimi olan değer-biçimi, son derece kolay ve yalındır. Bununla
birlikte, insan aklı ikibin yıldan fazla zamandan beri boş yere bunun
sırrını kavramaya çalışırken, öte yandan, çok daha karışık ve karmaşık
biçimlerin başarılı tahliline, hiç değilse bir yaklaşım sağlanmıştır.
Niçin? Çünkü, organik bir bütün olarak bir cisim, bu cismin hücrelerinden
daha kolay incelenir de ondan. Ayrıca, ekonomi biçimlerinin tahlilinde ne
mikroskoptan yararlanılabilir, ne de kimyasal ayıraçlardan. Her ikisinin
de yerini, soyutlama gücü almalıdır. Ancak, burjuva toplumda emek ürününün
meta-biçimi —ya da metaın değer-biçimi— ekonomik hücre-biçimidir. Bu
biçimlerin tahlili, sığ bir gözlemciye, küçük ayrıntılar gibi gelebilir.
Gerçekte de, küçük ayrıntılar üzerinde durulmaktadır, ama yalnızca
mikroskobik anatomide yapıldığı gibi.
Bu nedenle, değer-biçimi
üzerine olan kesim dışında bu cilt zor anlaşılıyor diye suçlanamaz. Ben,
burada, elbette, yeni bir şey öğrenmek isteyen, dolayısıyla da kendi
başına düşünme çabasında olan okuru kastediyorum.
Fizikçi, fiziksel olguları,
ya en tipik biçimde oldukları, bozucu etkilerden en uzak bulundukları
yerlerde gözlemler, ya da olanaklıysa, olayın en normal biçimde geçmesini
sağlayacak koşullar altında deneyler yapar. Ben, bu yapıtta kapitalist
üretim tarzını ve bu tarza tekabül eden üretim ve değişim koşullarını
inceleyeceğim. Bugüne kadar, İngiltere, bunların klasik yurdu olmuştur.
Teorik düşüncelerimin gelişmesi içinde, İngiltere'nin başlıca örnek olarak
gösterilmesinin nedeni işte budur. Ancak eğer Alman okur, İngiliz sanayi
ve tarım işçilerinin durumuna omuz silker, ya da iyimser bir biçimde
Almanya'da işlerin bu kadar kötü olmadığı düşüncesiyle kendini avutursa,
ona açıkça şunu söylemeliyim: "De te fabula narratur!" [Bu öyküde senin
sözün ediliyor]
Aslına bakılırsa, konu,
kapitalist üretimin doğal yasalarının sonucu olan toplumsal uzlaşmaz
karşıtlıkların şu ya da bu derecede gelişmiş olmaları değildir. Burada
sözkonusu olan, bu yasaların kendileridir, kaçınılmaz sonuçlara doğru katı
bir zorunlulukla işleyen bu eğilimlerdir. Sanayi yönünden daha çok
gelişmiş bir ülke, daha az gelişmiş olan ülkeye ancak kendi geleceğinin
imgesini gösterir.
Ama bunu bir yana bırakalım.
Kapitalist üretimin Almanlar arasında iyice yerleştiği yerlerde (örneğin
fabrikalarda) içinde bulunulan koşullar, Fabrika Yasalarına benzer
yasaların bizde bulunmamaları nedeniyle, İngiltere'den daha da kötüdür.
Öteki bütün alanlarda, biz, Batı Kıta Avrupası'nın tüm geriye kalan
yerlerinde olduğu gibi, yalnızca kapitalist üretimin gelişmesinin değil,
bu gelişmenin tamamlanmamış olmasının da acısını çekiyoruz. Modern
kötülüklerin yanısıra, dünün mirası olan bir sürü kötülüklerin; çok eski
üretim biçimlerinin alttan alta hâlâ sürüp gitmelerinden doğan ve bunların
kaçınılmaz olarak beraberinde getirdikleri çağdışı toplumsal ve siyasal
ilişkilerin altında eziliyoruz. Yalnızca yaşayanlardan değil, ölülerden de
acı çekiyoruz. Le mort saisit le vif! [Ölü diriyi yakalar]
Almanya'nın ve geriye kalan
Batı Kıta Avrupası'nın toplumsal istatistikleri, İngiltere'dekilere oranla
acınacak durumdadır. Ama gene de, arkasındaki meduza başını şöyle bir
görmemize yetecek kadar perdeyi aralıyorlar. Hükümetlerimiz ve
parlamentolarımız, İngiltere'deki gibi, zaman zaman, ekonomik koşulları
inceleyecek komisyonlar kursa; bu komisyonlara gerçeği araştırmak için
aynı biçimde tam yetkiler verilse; bu görevler için İngiltere'nin fabrika
denetmenleri, halk sağlığı konusundaki sağlık raportörleri, kadınlar ile
çocukların sömürülmesi, konut ve beslenme konularını inceleyen komiserler
gibi yetenekli, tarafsız ve saygın insanlar bulunabilse; bizdeki durumu
görüp dehşete düşerdik. Perseus, avladığı devler kendisini görmesin diye
sihirli bir başlık giyerdi. Biz ise, devlerin varlığını görmemek için,
sihirli başlığı gözlerimize ve kulaklarımıza kadar indiriyoruz.
Bu konuda kendimizi
aldatmayalım. Amerikan bağımsızlık savaşı, 18. yüzyılda, Avrupa orta
sınıfı için uyarı çanını nasıl çaldıysa, Amerikan iç savaşı da, 19.
yüzyılda, Avrupa işçi sınıfı için aynı şeyi yaptı. İngiltere'de toplumsal
kargaşanın gidişi gözle görülür haldedir. Bu durum, belli bir noktaya
ulaştığında, Kıta Avrupası'nı da ister istemez etkileyecektir. Orada, bu,
işçi sınıfının kendisinin gelişme derecesine göre, ya daha yabanıl ya da
daha insancıl bir biçim alacaktır. Bunun için, yüksek insancıl
düşüncelerden ayrı olarak, bugün egemen olan sınıfların en önemli
çıkarları, onlara, işçi sınıfının serbestçe gelişmesini engelleyen, yasal
olarak kaldırılabilir bütün engellerin kaldırılmasını buyuruyor. Bu
nedenle de, bu ciltte, öteki şeyler yanında, İngiliz fabrika mevzuatının
tarihine, ayrıntılarına ve sonuçlarına geniş yer verdim. Bir ulus, öteki
uluslardan birçok şeyler öğrenebilir ve öğrenmelidir de. Bir toplum, kendi
hareketinin doğal yasalarını ortaya çıkarmak için doğru yola girmiş olsa
bile —bu yapıtın son amacı da, zaten modern toplumun ekonomik hareket
yasasını ortaya çıkarmaktır— bu toplum, normal gelişmesinin birbirini
izleyen aşamalarının ortaya koyduğu engelleri, ne gözüpek sıçrayışlarla
temizleyebilir, ne de meşru yasalarla ortadan kaldırabilir. Ancak doğum
sancılarını kısaltabilir ve azaltabilir.
Olası bir yanlış anlamayı
önlemek için bir noktayı belirtmek isterim. Kapitalisti ve toprakbeyini,
hiçbir şekilde pembeye boyamadım. Ama burada kişiler, ekonomik
kategorilerin temsilcileri oldukları, belirli sınıf ilişkileri ile sınıf
çıkarlarını kişiliklerinde topladıkları ölçüde ele alınıp incelenirler.
Toplumun, iktisadi biçimlenişinin evrimini doğal tarihin bir süreci olarak
gören benim görüşüm, bireyi, o kendini öznel olarak bu ilişkilerin üzerine
ne denli çok çıkarırsa çıkarsın, toplumsal olarak yaratığı kaldığı bu
ilişkilerden, herhangi bir başka görüşten az sorumlu tutar.
Ekonomi politik alanında
özgür bilimsel araştırma, yalnızca öteki bütün alanlarda karşılaşılan
düşmanlarla yüzyüze gelmekle kalmaz. Ele alınan malzemenin kendine özgü
niteliği, insan yüreğinin en azgın, en bayağı ve en uğursuz tutkularını,
özel çıkar çılgınlıklarını, düşman olarak savaş alanına aktarır. Resmî
İngiliz Kilisesi, 39 kuralın 38'ine karşı yapılan saldırıyı, gelirinin
1/39'una yapılan saldırıdan daha kolay bağışlar. Bugün bizzat
tanrıtanımazlık, mevcut mülkiyet ilişkilerinin eleştirisi ile
karşılaştırılırsa, culpa levis'tir [küçük günah]. Bununla birlikte, gene
de kabul edilmesi gerekli bir gelişme var. Örneğin son haftalarda
yayınlanan Mavi Kitabı gösterebilirim: "Correspondence with Her Majesty's
Missions Abroad, regarding Industrial Questions and Trades Unions." İngiliz tahtının dış
ülkelerdeki temsilcileri, Almanya'da, Fransa'da, kısacası Kıta
Avrupası'nın bütün uygar devletlerinde, sermaye ile emek arasındaki mevcut
ilişkilerde köklü bir değişikliğin İngiltere'deki kadar apaçık ve
kaçınılmaz olduğunu uzun uzun anlatmaktadırlar. Aynı zamanda, Atlantik
Okyanusunun öteki kıyısında, Amerika Birleşik Devletleri başkan yardımcısı
bay Wade, halk topluluğu önünde yaptığı konuşmada, köleliğin
kaldırılmasından sonra, sermaye ile toprak mülkiyeti ilişkilerinde köklü
bir değişiklik yapılmasının günün başlıca sorunu olduğunu ilan etmiştir.
Bunlar, çağın, mor şallar ya da kara bürüklerle gizlenemeyecek
belirtileridir. Bu sözler, yarın bir mucize olacağı anlamına gelmez. Bu
sözler, bizzat egemen sınıflar içinde, bugünkü toplumun kaskatı bir
kristal olmayıp, değişebilen ve sürekli olarak değişen bir organizma
olduğu konusunda bir sezginin doğduğunu göstermektedir.
Bu yapıtın ikinci cildi
sermayenin dolaşım sürecini (II. Kitap), ve sermayenin gelişme seyri
içinde aldığı çeşitli biçimleri (III. Kitap), üçüncü ve son cilt (IV.
Kitap) ise teorinin tarihini ele alacaktır.
Bilimsel eleştiriye dayanan
her görüşü memnunlukla karşılarım. Kamuoyu denilen şeyin hiçbir zaman ödün
vermediğim önyargılarına gelince, önceden olduğu gibi şimdi de büyük
Floransalının özdeyişini benimsiyorum:
"Segui il tuo corso, e lascia
dir le genti" [Sen yolunda yürü ve bırak ne derlerse desinler]
Londra, 25 Temmuz 1867
KARL MARX
|